Eğer yazmayalı dört gün olsaydı, Sezen Aksu'dan ''Dört Günlük Bir Şey'' adlı şarkıyı paylaşacaktım ama yine de paylaşıyorum, fon müziği olarak kullanabilirsiniz.
Yazmayalı üç gün oldu, üç günde neler birikti bir bakalım:
-İş konusunda aynıyım, Devlet Gelir Uzmanlığı sınavına başvurumu yaptım, umarım bu kez sıralamaya
girebilirim.
-KPSS dersanesine hala borcum var, son 150 TL'yi de ödeyip dersane defterini kapatmak istiyorum!
-Çağla'dan haberler var, bırakalım Çağla anlatsın birkaç günlük macerasını:
Uzun bi otobüs ve tren yolculuğundan sonra Siena'ya vardık. Siena inanılmaz bi şehir, her şey filmlerden fırlamış gibi. Kiracımızı bulamadık ilk gün, salak karı ''Adım Federicca kime sorsanız bilir beni Galluzza'da'' demiş, gittik Galluza'ya kimse tanımıyor karıyı. Sokaktaki bütün evlere sorduk hiçbiri değil. Sonra eşyalarla Zeynep'i sokakta bırakıp bi yerden telefon aramaya gittim telefonumuz yok kadını aramak için. Pazar günü her yer kapalı ve festival falan var her yerde trampetçiler yöresel kıyafetli bayraklı gürültücü bi sürü insan. Kafam karışık stresliyim telefon sordum bi taksiciye berbat İngilizcemle adam ankesörlü telefon gösterdi ama kartım yok gidip kart aradım, hiçbir yerde yok ve kayboldum, kilometrelerce yürüdüm ama küçücük bii alan sokaklar evler hep aynı dönüp dolaşıp hep aynı yerlere çıkıyorum ama bi türlü Galluza'yı bulamıyorum... Doğru dürüst İngilizce bilmediğim ve hiç İtalyanca bilmediğim için çok stresliyim, Zeynep beni bekliyor, çok yorgunuz, o kadar çaresiz hissettim ki... Hayatımda hiç bu kadar çaresiz olmamıştım! O taksiciyle tekrar karşılaştım, kayboldum dedim, nereye gitceksin dedi söyledim hemen yakınındaymışım buldum Galluza'yı, Zeynep korkunç bi halde beni bekliyodu, kadın adresini ''Via Galluza'' diye vermiş gidip takisciye Galluza'yla Via Galluzza'nın aynı yer olup olmadığını sordum, aynı yer dedi, sonra gayet üzgün ''Tamam..'' deyip ayrılIrken ''Are u okey?'' dedi, ''Hayır'' dedim ve başladım anlatmaya.. Erasmus'la geldik bugün, Türkiye'den oda kiralayan kadın Galluza'da yaşadığını ve Galluza'daki herkesin onu tanıdığını söylediğini ama kimse tanımadığını ve sadece adını bildiğimizi... Kadının telefonu var dedim, ara dedi, telefonum yok dedim, numarayı aldı aradı, kadın Galluza'da 8 numarada oturuyormuş, taksiciye teşekkür ettim ve 8 numaraya gittik. Bi kadin açtı kapıyı, resmen kadını azarladık:) Kadin da Federicca değilmiş, o da orda kalıyormuş, İsviçreli, buraya İtalyanca öğrenmeye gelmiş, çevirmen, 4 çocuk annesi falan filan sonra Federrica .rusbusu geldi..O akşam diger ev arkadaşımız Carlotta bize Siena'yı gezdirdi, tarihinden bahsetti.
-Bu ilk gündü, bakalım ilerleyen zamanda neler yaşanmış:
Eve yerleştik
Siena’daki her ev gibi bizim ev de tarihi, çok güzel bir ev içindeki mobilyalar antika. Benim oda çatı katı içinde merdiven var. Ev arkadaşımız Carlotta İsviçreli çok tatlı bi kadın bize çok yardımcı oluyor. Zira dil kursunun ilk gunu hangi kursa gideceğini sordu, Da Vinci mi dedi Zeynep de evet dedi. Ben de orda ders alıyorum dedi ve biz carlotta yla gittik okula ama Zeynep in adı listede yoktu. İnternetten baktıkki Zeynep in okulu aslında siena üniversitesiymiş! Zeynep i haşladıktan sonra durumu carlottaya anlattım ve kadıncağız dersine geç kalma pahasına otobüs durağına kadar götürüp bize yolu tarif etti. Okula gittik bi sürü türk le tanıştık. Ertesi gün kurs hocaları öğrencilere siena turu yaptırıp tarihinden bahsetti. Caterina kilisesine girdik inanılmazdı her yerde NO FOTO NO VIDEO yazmasına rağmen fotoğraf çekmeye kalkışınca yaşlı bi dayıdan gayet yüksek sesle NO FOTO! Uyarısı aldım rehberimizden de azar işittim ve morardım.)
Türkler birbirinden mümkün olduğunca uzak duruyor. Sadece faydacı bilgi alış-verişi olunca toplaşıyorlar: “sim kart aldın mı, hangisini kullanıyorsun, hangisi daha hesaplı, oturma izni nasıl alınıyor, hangi belgeler gerekli…..?” ve hepsi çok iyi İngilizce konuşuyor. İspanyollar ya da başka ülkelerden gelen gruplar gayet birlikte vakit geçirirken biz mümkün olduğunca uzağız… dışarı sigara içmeye çıktım bi ara 2 türk muhabbet ediyodu Türkçe önce girmedim araya sonra birinin benimle aynı üniversiteye gideceğini duyunca atladım.) şaşırdılar sen türk müydün ya diye 2 muhabbet ettik sonra yabancı bi kız geldi sigara içmeye başıyla selamladı çocuklar hemen “ya arkadaş da yabancı kaldı şimdi” triplerine girdiler aq ne kadar düşünceli yalaka yavşaklarsınız ya! Millet çatır çatır konuşuyo kendi dilini! Sonra başka bi çocuk daha geldi arkadaşlarıymış o da yabancı yine” ya arkadaş da Fransız kaldı?” dedi biri. Benim de sigaram bitmişti zaten görüşürüz dedim girdim içeri.
Siena soğuk. 18 dereceydi dün. Herkes Tarzan gibi dolaşıyor sanırım yalnızca ben üşüyorum.) günlerdir çok üşüdüğümü söylüyorum sevgili Carlotta ev sahibemize ulaşmış az önce extra battaniye getirdi. Carlotta anne gibi.
Dün Zeynep kurs çıkışı depresyon girişindeydi.) herkes çok iyi İngilizce konuşuyo derdini anlatıyor ben anlatamıyorum çağla boku yedik biz, grubumda bi türk var çocuk takır takır İngilizce konuşuyo yanındaki kızla benimle bi kez bile Türkçe konuşmadı, dedi. Sinirleri epey bozulmuştu ailesini de daha arayamamıştı. Ankesörlü telefon bulduk kart aldık bir türlü kullanamadık kartı her şekilde soktuk ama çalışmadı. Sorduğumuz hiç kimse de doğru dürüst yardımcı olmadı, gaddar gavurlar! Akşam eve geldik salya sümük ağlıyo, oturma izni için gerekli bir belgeyi de konsolosluk geri vermemiş Türkiye de falan filan… neyseki akşam sim kartı aktif oldu da ailesini arayabildi rahatladı biraz. Bu sırada sevgili Carlotta kendisine yine garip yemeklerinden hazırlıyordu. Biz de makarna yapmaya kara verdik Carlotta dan bize sos yapmayı öğretmesini isticem ama sosun İngilizcesini bilmiyorum İtalyanca sözlüğü açıp baktım ”salsa”... Bize sarımsaklı soğanlı bi sos hazırladı güzel oldu. Saatlerce sohbet ettik bize İtalyanca cümleler öğretti… Sanırım Carlotta olmasa dayanmak daha zor olurdu.
Buradan Carlotta'ya sevgilerimizi yolluyoruz, kızımıza sahip çıktığı için :)
Bugünlük de böyle bitti bakalım, Çağla'dan yeni mailler ve yeni fotoğraflar bekliyorum heyecanla!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder